tarafbetMersin Escort

Çağatay Tavşanoğlu ile söyleşi: İklim değişikliği yangın mevsimlerini uzattı

Etki Can Bolatcan

Her yaz Türkiye’yi saran orman yangınları, bu sene Avrupa’nın da gündeminde. Yaz aylarında baş gösteren yangınlar yıllar içinde geçici birer felaket olmaktan çıkıp iklimin ve hayatın yeni normaline dönüştü. Fakat bu yıkımı sadece yetersiz önlemler veya münferit ihmaller üzerinden okumak tabloyu eksik bırakır.

Karşı karşıya kaldığımız kriz, hatalı arazi politikalarından orman içlerine kadar giren madencilik ve yapılaşma hırsına, özelleştirilen altyapılardan kırsalın boşalmasına kadar kapitalist düzenin ve politik tercihlerin doğrudan sonucu. Türkiye ve Avrupa’nın ormanlarını kül eden yangın felaketinin yerel ve küresel sebeplerini ve gelecekteki etkilerini Yangın Ekologu Çağatay Tavşanoğlu ile konuştuk. 

Sıklaşan yangınlar artık doğal afet olmaktan çıkarak küresel ısınmayla birlikte iklimin yeni normallerinden biri haline mi geldi? Yükselen sıcaklıklar, kuraklık ve değişen bitki örtüsü gibi ekolojik faktörler bu normali nasıl etkiliyor? 

Evet, iklim değişikliğinin etkilerini daha yüksek seviyede hissetmeye başladık ve iklim değişikliğiyle ilgili yeni normaller arasında yeni yangın rejimlerini de sayabiliriz. Doğadaki yangınlar düşünüldüğünden daha karmaşık alansal ve zamansal özelliklere sahipler; bir yangının büyüklüğü, şiddeti, verdiği hasar, çıktığı mevsim gibi birçok parametre doğadaki bir yangının rejimini belirleyen ana etmenler. Bu yangın rejimleri yerküre tarihi boyunca geçmişte de iklimsel değişikliklerle değişmiş olsa da günümüzdeki insan kaynaklı iklim değişikliğinin jeolojik zaman ölçeğinde oldukça ani bir değişiklik olması bu değişen yangın rejimlerinin doğaya ve insanlığa olan etkilerini de artırmakta. 

Artan sıcaklıklar, sıcak hava dalgalarının süresinin ve şiddetinin artıyor olması ve bazı bölgelerdeki yağış rejimi değişiklikleri doğadaki yangınların büyüme dinamiklerini, şiddetini ve hatta mevsimini etkilemekte. Bugün dünyanın birçok bölgesinde geçmişe göre daha uzun bir yangın mevsimiyle karşı karşıyayız; yani yangınlar yıl içerisinde daha erken bir dönemde görülmeye başlıyor ve daha geç bir döneme kadar devam ediyor. Birçok yerde sıcak hava dalgaları süresince durdurulması mümkün olmayan şiddetli yangınlar ormanları kasıp kavuruyor ve mega yangın da denilen çok büyük yangınlara yol açıyor. 

Bununla birlikte, günümüzdeki yangınların şiddetlenmesini ve büyümesini sadece iklim değişikliğine bağlamak hata olur. Onlarca yıldır devam eden arazi yönetim politikalarımızın ve köyden kente göç gibi sosyoekonomik değişimlerin de yangınların büyümesinde azımsanmayacak kadar önemli bir rolü var. Dünyanın birçok yerinde devletler tarafından yapılan kitlesel ağaçlandırma faaliyetleri iklim değişikliğiyle gelen daha sıcak ve nemi çok düşük hava koşulları altında yanacak materyali hazırlamakta çok başarılı oldu. Hatta yüz yıldır yangınların dünyanın birçok kesiminde aktif olarak söndürülüyor olması da daha küçük yangınların zamanında olmasını engelleyerek günümüzde yangınların büyüme olasılığını artırmakta. 

Dolayısıyla günümüzde şahit olduğumuz yeni yangın normali hem insan politikalarının hem de iklim değişikliğinin birlikte bir ürünü.

ELEKTRİĞİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ DE FAKTÖR

Yangınların Türkiye özelinde her sene artarak yaygınlaşması yeni bir eğilime mi işaret ediyor? İhmaller ve politikalar bu eğilimi nasıl etkiliyor? 

Türkiye’deki yangınların sayısındaki ve büyüklüğündeki artışlar da bulunduğumuz Akdeniz Havzası’na bir koşutluk göstermekte. Akdeniz iklimli ve yanabilirliği yüksek Akdeniz vejetasyonuna sahip alan oranımız İspanya ve Portekiz gibi bazı ülkelere göre daha az miktarda olduğu için ülkemizde bazı diğer Akdeniz ülkelerine göre daha az miktarda yangın çıktığını bile söyleyebiliriz. Buna ek olarak, ülke olarak yangın söndürme kapasitemizin son yıllarda artmış olduğunu da belirtelim. 

Ancak elbette, kırsaldan kentlere göçü indükleyen sosyoekonomik politikalar, on yıllardır devam eden yoğun ağaçlandırma faaliyetleri ve aktif bir şekilde her yangının büyüyemeden söndürülmesi gibi faaliyetler kırsalda doğal alanlardan faydalanan insan sayısını azaltıp terk edilen tarım alanlarının ve otlakların yerini çalı ve ağaçların almasını sağlamıştır. Bu süreç on yıllar içinde hem kendiliğinden doğal yollarla hem de devlet eliyle ağaçlandırmayla gerçekleşmiştir. 

Yanıcı madde birikimine eklemlenen insan faaliyetlerindeki artış da yangınların büyümesine yol açan hava olayları öncesinde yeteri kadar tutuşma kaynağını yaratması bakımından çarpıcı olmuştur. Son yıllarda orman içi ve orman kenarı yapılaşmanın ve insan nüfusunun artmasıyla madencilik gibi faaliyetlerin orman içerisinde gerçekleştirilmesine izin verilmesini sağlayan yasal düzenlemeler insanların doğal alanlarla olan etkileşim yüzeyini artırarak insan kaynaklı tutuşma olasılığını oldukça yüksek hâle getirmiştir. Buna ek olarak, elektrik şirketlerinin özelleştirilmesini takiben eskiden de problemli olan orman içi elektrik hatları ve trafo sorunu daha da çetrefilli hâle gelmiş; özel şirketler elektrik hattı altı orman bakımlarını yapmamakta ve bunun için caydırıcı önlemler hayata geçirilememektedir. Bu da elektrik kaynaklı yangınların sayısında artışa yol açmaktadır. 

Ormancılık politikalarında yapılacak güncellemelerle gelecekteki orman yangınları konusunda şimdiden hazırlıklı olmamız mümkün olabilir. Bugünün büyük yangınlarını geçmişten beri on yıllar boyunca süren ağaçlandırma politikalarına da borçlu olduğumuzu bilerek, gelecekte de benzer durumları yaşamak istemiyorsak şimdiden bu politikaları gözden geçirmek ve günün iklim değişikliği koşullarına göre güncellemek yerinde olurdu. Bu politika değişikliğinin özünde yangınların büyümeye ve artmaya başladığı birçok yerde odun üretiminin ikinci plana alınarak yangın rejimini ve iklim değişikliğini de gözeten ve biyoçeşitliliği ön plana alan ormancılık politikalarına geçiş olmalıdır. 

DAHA BÜYÜK YANGINLARA HAZIR OLMALIYIZ

Son yıllarda her sene gündeme gelen büyük orman yangınlarının Avrupa’da da gittikçe görünür olması Türkiye’yi de etkileyecek yeni bir fenomen içeriyor mu? 

Avrupa, 2000’li yılların ortalarından beri felaket seviyesinde, onlarca insanın öldüğü, milyarlarca avroluk zararların gerçekleştiği mega yangınlar yaşamakta. O dönemlerde yangın uzmanları olarak Türkiye’nin de bu gibi mega yangınlardan muaf olmadığını, Akdeniz Avrupası’nda ülkemizden daha erken başlayan sosyoekonomik dönüşümlerin bir sonucu olan bu durumun Avrupa’yı takip eden Türkiye’de yakında yaşanabileceğini defalarca belirtmiştik. Daha sonrasında 2021 yılının felaket seviyesindeki mega yangınlarını yaşadık. Yaşanan etki anlamında bu bir ilk olabilir, ancak bir son olmayacağını söylemek gerekiyor. 

Gelecekte daha büyük, daha katastrofik, daha ölümcül, daha zarar verici büyük yangınlar yaşayacağız ve buna şimdiden toplum olarak hazır olmamız gerekiyor. Buradaki hazırlıktan kastım sadece uçak, helikopter ya da arazöz gibi yangın söndürmeyle ilgili hazırlıklar değil; orman içi açıklıklar bırakmayı, ağaçlandırmaları sınırlamayı, yanıcı madde yükünü azaltmayı ve kent-orman arayüzü dediğimiz sınır alanlarda ek önlemler almayı içeren çok sayıda politikayı bir arada barındıran entegre bir hazırlıktır. Bunun zaman alacağı açık; o nedenle gelecek için şimdiden kararlı ve radikal adımlar atılması gerekmekte. Yoksa gelecek yıllarda yangınlar konusunda çok olumsuz haberler duymaya devam edeceğiz. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir